Yüzde yüz yerli. Evet, günümüz hükümetinden ve onun sıkı takipçilerinden sıklıkla işittiğimiz ancak gören gözlerle ve usanmaksızın düşünmekte olan zihinlerle de bir türlü ikna olamadığımız bir kavramdır bu. Kinayeden yahut metafordan uzak bu gerçekliğin dolayısıyla bu yazımın siyasi görüşümden yahut inançlarımdan mütevellit şakşakçı bir yaklaşımla yazılmadığı da kesin olarak bilinmeli. Bilakis şu durumda bu kavramın gerçekliğine (yüzde yüz yerli) dair ikna olmaktan oldukça uzak olduğum da doğrudur.
Mevcut iktidarın başarıları yahut husule gelmesinde vesile oldukları eserlerinin muhalif zümrenin bitmek tükenmek bilmeyen atalet halinden ötürü yüzde yüz yerli sayılması ve öyle de gösterilmeye çalışılması bir o kadar da doğal bir sonuç gibi görünmekte. Fakat ne demiştik? Hep hakikatler peşinde olmak gerek. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek.
Yüzde yüzlük bir üretimin sanayi toplumlarının hiçbirinde dahi gerçeklenmediği yahut haklı sebepler ile gerçeklenmek istenmediği –esas sebebin ise bunun ütopik olması, olmasa bile ekonomik olmaması, kazanç getirmemesidir.– ekonomisini sanayi devrimi üzerine kurmuş (gelişmiş) ve bu yolda da devam etmekte (gelişmekte) olan devletler ve buna mukabil bu yola tevessül eden özengen (amatör) devletler –diğer tabirle taklitçi ancak bu kavram yerine kendisini gelişmekte olan ülke olarak niteleyenler (örnek Türkiye) için– yüzde yüz yerli kavramının asla kat’a hayat bulamayacağı da aşikârdır.
Bu ülkenin bir ferdi olarak ve elbette ki yüzde yüz bir Türk olarak konuşma ihtiyacı hissetmekteyim: ülkemin insanında genetik çeşitlilikten mütevellit husule geldiğini düşündüğüm tüm bu ekseriyetin katlanılmaz şişkin egoları, benlik duyguları, kibirleri neticesinde kendilerinde mevcut bulunan kadim şark kurnazlıklarından ötürü memleket sınırları içerisindeki neredeyse tüm er ve hatun kişi mevcudatın sonradan zekâ küpü (deha) olduklarına dair kendilerini ziyadesiyle ikna etmiş oldukları da müteessir edici şekilde bir gerçektir.
Oysa ki şunu bir türlü fehim edemedi yurdum insanı: zekâ (deha) öyle bol bulunan bir kavram değildir! Her vakit karşınıza çıkmaz. Genetiktir çoklukla. Sonradan içinize akbil gibi yüklenmez. Çevre ise sanılanın aksine sadece kişide var olan zekâ düzeyini ya açığa çıkartır ya da toplumsal bilinçsizlik, bağnazlık ve cehalet eseri daha da derinlere gömer.
Lakin bu topyekûn zeki olma halinin gerçekliği herkesin aynı anda fakirlikten kurtulup bir anda o herkesin aşırı derecede zengin hale gelmesi gibi sanrı benzeri bir gerçeklik hali olurdu (ki bu mümkün bile değil). Yine de kat’i surette katılıyorum ki genetik çeşitlilik vesilesi ile ve kuşakların değişmesinin sonucu olarak nesil git gide akıllanıyor, zekileşiyor. Ancak gel gelelim ne yazık ki bu tekâmül geçen o koca zamanlara (asırlara) nispette bebek adımları mesabesinde kalmakta.
Ayrıca inkişaf düzeylerinden bir haber olduğumuz, sadece etkilerini hissetmekte olduğumuz diğer gelişmiş dünya milletlerinin insanlarının da yerinde saymadıkları ve bu şekilde bizdeki yükselişin aynısının belki de fazlasının onlar için de gerçeklenmiş olacağı hesaba katılırsa aradaki fark büyük veya küçük iki birey arasındaki yaş farkı gibi asla ve kat’a kapanmayacak demektir.
Yine de özgüven iyi bir şeydir. Pohpohlanmak da. Günümüz hükümetinin kimi insanlarımızı uçtuğumuza ikna etmiş olması yahut evvel zaman içindeki “Türk milleti zekidir. Türk milleti çalışkandır.” haykırışları şeklinde çaresiz avuntular neticesinde içte gerçekten uçuyor muyuz nevi’nden anlık şekilde safça bir heyecan duygusu ve milli duygu kabarmasını husule getirse de ne hazindir ki bu heves bir şerare veya şimşek çakması kadar anlık hükmünde kalmakta. Hepsi bu.
11 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 9 Kasım 2022
bu içerik ilgini çekti mi?
1 / 0
#eleştiri #hükümet #kültür #özgüven #sanayi #toplum #Türkiye #yerli üretim #zekâ