depar atmak


Bir an için yeniden bir öğrenci olduğunuzu tahayyül edin. Sınıfınızda diğerlerinden daha zeki ve aktif görünmenize rağmen imtihan sonuçlarınız yeterli düzeyde değildir. Buna karşılık hiç sesi çıkmayan, sizden daha “düşük zekâlı” gibi görünen bir arkadaşınız sınavlarda harikalar yaratır ve tüm sınıfın dikkatini üzerine çeker. Bu durum sizi bir anda “vasat” konuma sürükler ve sinir bozucu bir hale gelir.

Ben bu insanları “sessiz deha” olarak niteliyorum. Siz konuşur, kendinizi ifade edersiniz; onlar ise tek kelime etmeden başarıya ulaşırlar. Sanki her topluluğa ilahi güç tarafından bir veya iki adet yerleştirilmiş gibidirler. Hayallerinizi, terfi beklentilerinizi bir çırpıda elinizden alırlar. Zirveye hiç umulmadık şekilde çıkarılırlar.

Şirkette en üst pozisyona ulaşmanıza ramak kaldığını düşünürken, hiç beklenmedik bir iş arkadaşınızın patron tarafından seçilmesi gibi bir durumdur bu. “Nasıl olur?” sorusu zihninizi doldurur. Bu sessiz dehalarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Her seferinde zihnimde “depar atmak” düşüncesi belirmiştir. Yenilgiye kesin gözle bakılırken uzatmalarda atılan goller gibi son bir hamleyle ipi göğüslemek arzusu doğar.

Ancak çoğu kez bu hayaldir. Kaybeden pozisyonundaki birinin çaresiz umut kırıntılarıdır. Gerçekte olan şey Yüce Yaratıcı’nın takdiridir. O hükme kafa tutmak imkânsızdır. Şeytan dahi denemiş, direnmiş ve sonunda kaybetmiştir. Kaybeden insanların sırf kabullenemedikleri için şeytana benzemeleri ve çabaladıkça aynı akıbete uğramaları ne acıdır.

Cem Karaca’nın “İşçisin sen işçi kal” demesi gibi “Kaybedensin sen kaybeden kal.” Belki de en doğrusu budur: kayıtsız şartsız kabulleniş ve teslimiyet.


  16 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   30 Nisan 2022

bu içerik ilgini çekti mi?

1 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle