“Rızkın on da dokuzu ticarettedir” der günümüz ticaret ehli. Adeta kalıplaşmış bir düstur gibidir bu söz, bugüne değin gelmiş geçmiş tüm ehli ticaret arasında. Buna rağmen kaynağı peygamber sünneti olan bu sözün manası ve uygulanış biçimi bin dört yüz sene evvelinden günümüze gelinceye değin olduğu gibi korunabildi mi acaba? Yoksa dejenerasyona mı uğradı bu düstur?
İnsanoğlu malum doğası gereği genellikle düzgün olan her şeyin içine etmeye ve hep bozmaya meyilli. Ya nefsi yüzünden ya da ahmaklığı. Onca deneyime rağmen ticaretin raconunu halen kavrayamamış! Ya da bu işi becerememiş biri olarak her seferinde kendime şu soruyu sormuşumdur: Eğitimli biri olduğum halde bu nasıl oldu? Benim bildiğim ya da olması gerektiğini düşündüğüm ticaret kavramı Cem Yılmaz’ın da belirttiği üzere “Parayı ver çokomeli al.” olmalı değil miydi? Neyi yanlış yapmış olabilirim?
Sonuçta ne kadar karmaşık olabilirdi ki? Neticede iki tarafın da etik kurallar çerçevesinde kazanç elde ettiği bir alışverişten ibaretti ticaret. Olması gereken tanımı bu. Doğru olan ticarette bu olmalıydı. Ama hayır. Her zaman olduğu gibi yine yanıldım sanırım. Aklıma olası tek bir neden geliyor o da şark kurnazlığı (çakallık), kafada kırk tilki hikâyesi (cin fikirlilik), dolandırıcılık (üçkâğıtçılık), aldatma sanatına hâkimiyet, fırsatçılık; kısacası güzel ahlaktan yoksun olma durumu. (Ama kesinlikle akıllılık veya zekilik değil; bunu asla kabul edemem, gerçek zekilere ve akıllılara hakaret olur bu zira.)
İşte hesaba katamadığım daha pek çok etmen bu alışverişteki başarıyı benim için namümkün kılmış olmalı. Sanırım en makul sebep bu. Ticarette başarıyı yakalamış olan insanlarda ortak bir yön olarak hep şunu müşahede etmişimdir: Genellikle hepsinin başından az sonra anlatacağım şu örnek benzer hadise geçmiştir.
Birkaç kişinin halka şeklinde toplandıklarını ve bu birkaç kişi arasında da birazdan onlara göre adına ticaret dedikleri münasebetin (alışveriş) başlayacağını tahayyül edin. Halkanın merkezine de temsili ve fiziki olarak bin Türk lirası atın. Ve onlardan bu bin Türk lirasını kullanmalarını isteyin. Hiçbirinin fiziksel olarak göremediği, dokunamadığı bu bin Türk lirası hayali şekilde sürekli olarak halkadaki bu fertlerin her biri arasında el değiştirsin (çek, senet vs. ile). Buraya kadar her şey normal.
Ama sonra nedense çok acayip bir hadise vuku buluyor. (Nasıl oluyor bilinmez.) Bir hokus pokus durumu. İşin sonunda ortadaki fiziki bin Türk lirası fiziksel olarak bildiğiniz buhar olmuş (ancak hiçbirine yar olmamış) ve nasıl becerdilerse kendilerini zeki sanan bu birkaç avanağın hepsi de birbirlerinden bin Türk lirası alacaklı konuma düşmüşler. Anlayacağınız tam bir beyinsizlik fırtınası. Basit bir ticaret nasıl bu kadar kördüğüm haline getirilebilir anlamak mümkün değil.
Sorduğunuz zaman da maharetlerini öyle bir anlatıyorlar ki kafanız iyice karışıyor. Kendinizi adeta sudoku çözerken buluyorsunuz. Dinlerken çoğu kez parçalar arasındaki bağlantıyı kaybedip “Bir dakika, bir dakika anlamadım, nasıl oldu demiştin?” diye soracak olursanız vay halinize. O zaman da bu avanakların verecekleri cevap hazır: “Yok çocuğum yok. Bildiğin gibi değil, karışık bir durum. Senin anlayacağın işler değil bunlar, anlamazsın.” diyerekten yeniden açıklama zahmetine bile girmezler bu dangalaklar.
Sanki kendileri beş basamaklı iki sayıyı kafadan çarpabiliyorlarmış gibi bir intiba uyandırıp bir de sizi hiçbir şeyden anlayamayan “süzme geri zekâlı” pozisyonuna düşürürler bu mal değnekleri. Dediğim gibi günümüz ticaretinin açılımı kelimenin tam manasıyla gerçek bir “beyinsizlik fırtınası.” Hal böyle iken ticarette başarılı olamayanların sorunu da bu beyinsizlerin dilinden anlayamayışımız olsa gerek diye düşünüyorum.
17 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 13 Eylül 2021
bu içerik ilgini çekti mi?
1 / 0
#ahlak #alışveriş #dejenerasyon #dolandırıcılık #etik #şark kurnazlığı #ticaret