tükenmiş canlar


Kimsede mecal kalmadı. Herkes sonunda bıktı, usandı artık. Yaşamak telaşı sardı dört bir yanımızı; ardından hazlar, arzular, eğlenceler ve sonunda yaşanması gereken her şey belki de yaşandı. Yaşanamayanlarsa “keşke”de kaldı. Zaman geçti, sona gelindi; tükenmişlik, dahası bıkkınlık hissiyatı ile birlikte yok oluş, neticede toprak oluş, çürüyüş, kayboluş hakikati ile yüz yüze gelindi.

Zamanın geçmişliği, yelkovanın gerisin geriye çevrilemeyişi, dahası geri alamamaktan doğan derin pişmanlık. Ölüm korkusu, derin karanlık, bir çukurda haşerata yem olmak, uyanıp acı ile haykırmak, belki de çırpınmak, lakin ses duyuramamak. “Anne!” diye çığırmak mesela. Annenin odanıza gelerek lambayı yakacağını ve sizi bu kâbustan uyandıracağını, yani sizleri bu güç durumdan, bu kıskaçtan kurtaracağını umarak. Ya da ne bileyim, “Baba!” demek mesela; o derin ve karanlık çukurda derileriniz, etleriniz, kaslarınız, kemikleriniz lime lime ufalanırken çaresiz şekilde annesiz babasız kalmak.

Fakat dünya yine aynı, yine yerli yerinde. Elbet o da bir gün yerle bir olacak, ona ne şüphe. Ancak şimdilik yok olan sadece sizsiniz. Gözünüzün gördüğü şehirler, dağlar, tepeler, binalar, yollar, köprüler, akarsular, denizler, okyanuslar… Evet, hepsi de sadece şimdilik yerli yerinde olacak. Sizden sonra gelenlerin arz üzerindeki ayak seslerini, koşuşturmalarını, sözlerini işiterek belki de uyku tutmayacak hiçbirimizi.


  11 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   31 Aralık 2022

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle