çekişmenin kaynağı


Dindarlar ve dinsizler için yapılan ayrım aslında şudur (ya da aradaki çekişmenin kaynağı): birinde tüm otoritelerin üzerindeki en yüce otoriteyi benimsemek vardır. Diğerinde ise bu en yüce kabul edilen otoriteye bağlanmaktan kaçınmakla birlikte o otorite tarafından uygulanacak olan ödül-ceza sistemine asla ve kat’a dahil olmamak vardır. İşte bütün mesele bundan ibarettir.

Ateistler, inananların dini inanışlarının şekillenmesindeki esas rolün, hatta kişinin semavi veya gayri semavi bir inanca sahip olmasının tamamıyla kendi toplumsal çevrelerinden kaynaklandığını öne sürerler. Bu kuşkusuz doğrudur. Semavi inanışın mensubu bir inanan olarak neyi doğru kabul etmemiz ya da neyi yanlış addetmemiz gerektiğini sadece din değil, tüm sosyal alanlarda bize salık veren ve bizi edilgen kılan kuşkusuz toplumun kendisi olduğunda bir şüphe yoktur.

Burada aslında iki kutup arasında zannedildiği gibi bir anlaşmazlık da yoktur. Ancak inançsızlığın özündeki menba biraz da mizaç meselesidir belki de. Bağımsızlığına düşkün, edilgenliği asla kabul edemeyen tüm insanlar, tüm varlıklar kendilerini sınırlarla çevreleyen bir gücün varlığına dair olasılıktan dahi her zaman kaçarlar. Ayrıca o gücün kendilerini yapıp ettiklerinden ötürü sorguya çekmesini, yargılamasını ve özellikle de nihayet cezalandırmasını da asla istemezler. Aslında bırakın cezayı, ödüllendirilmek dahi istemezler.

İnançtan kaçanlar için iyilik denen şey her durumda herhangi bir karşılık (ödüllendirme) beklemeksizin zaten doğal seyriyle yapılması gereken en doğru harekettir. Aynı zamanda eylemlerimiz karşımızdaki herhangi bir ferde zarar vermiyor ise bunda ne bir günah ne de bir sakınca vardır; bilakis tüm eylemler gayri ahlaki olmaktan oldukça uzaktır anlayışı genel olarak hâkimdir.

Yine de inanç mensubu olmayanların en çok tepki gösterdikleri asıl durum ise neredeyse tüm dinler ile bu dinlerin mensuplarının her devrin ekseriya bir çoğunluğuna göre dolaylı temsilci kabul edilen biri veya birileri tarafından (mürşit, şeyh vs.) korku ile sevk ve idare edilmeye çalışılmasıdır. Özgür iradenin korku vasıtası ile elden alınması demek olan bu durum aslında tüm semavi dinlere, dolayısıyla Yüce Yaratıcı’ya göre de kat’i surette yanlıştır. Çünkü tüm inananlar bilirler ki insan iradesi Yüce Yaratıcı tarafından dahi baskı altına alınmamış, bilakis serbest bırakılmıştır.


  10 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   1 Ocak 2023

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle