çakallık yüzdesi


Aklıma ansızın düştü: Çay ocaklarında çaycılar demliğe neden şeker atarlar suali…

Verdim hemencecik içimden, kendi kendime bize evvelce öğretilmiş masumane cevabını.

Öyle ki zihnim mutmain olsun diye: “E tabii ki de bu çayın daha hızlı demlenmesi içindi.”

Hem daha ne olsun ki? Saflığın kaynağı cehalettir ya, işte o hesap.

İkna olmak kolay; her söz, söylenenin ikna ediciliği karşısında…

Neticede bilgi yok.

Bilgi yoksa fikir yok.

Kaygı yok.

Kaygı yoksa hakikatin özünü bilmek isteği yok.

Ama elbette ki bu işin özü kimya ilminde imiş.

Kuşku duymak, acabalar ve hakikatin gerçekte ne olduğundan emin olmak arzusundan mütevellit şu bilimsel hakikatler dökülüyor ortaya ayan beyan:

Çay doğal bir indikatörmüş; yani bildiğiniz turnusol kâğıdı. (Bir maddenin asit mi yoksa baz mı olduğuna karar vermemizi sağlayan bir ayraç.)

Üstelik bundan başka üzüm, çilek, kırmızı lahana suyu ve kuşburnu bitkisi de bu nevidenmiş. (İçerisine atılan asidik maddeler bu doğal indikatörlerin renklerini açarlar; bazik maddeler ise bilakis bu maddelerin mevcut renklerini koyulaştırırlar.)

Şeker ise asidik bir madde imiş. (İndikatör madde olan çay içerisine asidik bir madde atılırsa, uzun süreler kaynamaktan ve dem almaktan ötürü koyulaşmakta olan çayın rengi açılır.)

Ek olarak tatlı olan bu şeker, acılaşan çayın acısını alacaktır da…

Ne kadar hoş, öyle değil mi? Bir taşla iki kuş vurmak.

Ama kime göre, neye göre hoş?

Çayın rengini açmak ve de o acılaşan tadını gidermek midir hoş olan?

Yoksa bayatlamakta olan o çayı, bayatladığı halde lavaboya dökmek yerine hâlâ insanlara servis edebilmek midir?

Asıl soru: Bu bilgiyi kimya ilminden bir haber olan o çaycının kulağına ilk kim fısıldadı?

Ecdadı şanlı Osmanlı olan bu yoz torunlara bu çakallığı ilk kim veya kimler aşıladı?

Çakallık bilmez, kafası hinliğe çalışmaz bu kutsal tebaayı kim veya kimler zehirledi?

Öyle ise bunun bir panzehiri var mıdır?

Yoksa olay dış etki ile tamamen genetik bir mühendislik eseri, husule çıkması istenen veya kasıtlı ortaya çıkartılan; doğu-batı sentezi ile ağırlıklı şekilde batıya kanalize olmuş, dolayısıyla asimile edilmiş, kendini batılı zanneden doğu-batı melezi bir suni millet modelinden mi ibaret idi?

Batılı ve öz Türk’ün cinsi kaynaşmasıyla husule gelen bu genetik soy bozukluklarının önüne geçmek gerçekten de mümkün müdür?

Şunu biliyorum ki Türk halkının, dolayısıyla öz Türk’ün mayasını bozan bu kendini bilmez batılı sefalet genini, bu yoz kültürü yok etmek için elimde yeterince büyük bir şırınga ve bir panzehir olsa idi şayet, hiç düşünmez önüme gelen herkese enjekte ederdim inanın.

İsmi cismi Türk vicdanı, aklı, ahlakı, kurnazlığı ile ecnebi batılıdan farksız olan öyle çok Türk kimliği var ki aramızda…


  2 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   27 Haziran 2025

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle