dert ortaklığı


Bu işin yahut mesleğin eğitimini alarak iyi ya da kötü profesyonel manada uzman sıfatıyla icra eden psikologlar için söylenecek bir sözüm henüz yok. Lakin özellikle bir işi olsun veya olmasın her durumda kendisini işsiz güçsüz kalmış gibi hisseden tüm toplum fertlerinin istisnasız şekilde amatör manada ilgilendikleri, istemli istemsiz icra ettikleri veya etmek zorunda kaldıkları buna rağmen tartışmasız tüm çağların en özenilen, en gözde mesleklerinden biri olması hasebiyle karşımıza çıkmakta olan doğal tek sonuçtur: “dert ortaklığı”.

Özellikle günümüzde toplumsal suç unsurları odaklı tatlı sert yahut yine toplumsal yozlaşmaları konu edinen reality türdeki tv programları nedeniyle görmekteyim ki çoklukla gönüllü, bazen bazı durumlarda kimi yahut kimilerine göre ise gönülsüz bir mecburiyetle (mesela ben) dert ortaklığı eylemi bizim yaşam biçimimiz haline gelmiş. İster istemez bizi zerrece ilgilendirmeyen sorunlu mevzularla yahut kişiliklerle hemhal olup, dertlenip, kafa patlatmakla, zihinlerimizi gereksiz yere doldurarak, tüm bu gereksiz can sıkıcı hallerin ömrümüzden çalmalarına müsaade etmekle meşgul oluyoruz.

Aptallığın Allah vergisi olduğu düşünülür. Nitekim hepimiz iyi biliriz ki sorun ekseriya fizyolojik değildir. Bizler genellikle aklını kullanamayan, kullanmasını bilmeyen yahut kullanmak istemeyen insana “aptal” deriz öyle değil mi? Ayrıca eğitimin (ilk-orta-yüksek öğretim) asıl fonksiyonunun fertlere bir meslek kazandırmaktan ziyade fertlerin zihinlerini (akıllarını) kullanmayı kendilerine öğretmek olduğu da bilinen bir durumdur. Ancak gariplik işte tam da burada başlamakta. Neredeyse hiç okumayan kalmayan eğitimli fertlerin çoklukta olduğu ülkemizde bu gönüllü dert ortaklığı eylemi neden bu kadar rağbet gördü anlamak mümkün değil.

Milletçe birilerinin başına gelmiş, aslında bizleri zerrece ilgilendirmeyen mahrem yahut gayri mahrem sorunları, yoz halleri öğrenmeye, bilmeye duyulan derin iştiyakın kaynağı nedir? İnsanlık ne ara “meraklı melahat”e dönüştü? Yoksa özünde hep öyleydi de sonradan mı bu yersiz merak durumu bu kadar ayyuka çıktı? Bilinmez. Umarım bu gönüllü dert ortaklığı durumu gerçekten de salt bir meraktan kaynaklanıyordur. Aksi durumda Aziz Nesin’in ülkemiz için verdiği ve sonradan da düzelttiği hoşa gitmeyen o toplumsal aptallık yüzdesini içeren söylemi görünen o ki ve maalesef ki gerçeklenmiş olacak.

Burada şunu belirtmek istiyorum: Dert ortağı olmak hususunda birbirlerine dert ortaklığı yapan insanları ve onların bu eylemlerini kıskandığım falan yok. Lakin bizler iyi biliriz ki varlığın özünde her şey aslında basit bir ticaret ilişkisine dayalıdır ve dolayısıyla karşılıklıdır. Kendinizden bir şey veriyorsanız karşılığında bir şey alırsınız. Aynı şekilde kendiniz için bir şey alıyorsanız haliyle bir şey vermek zorundasınızdır.

İkinci paragrafta anılan kriminal yahut reality türdeki bu programların özneleri (sunucuları), bırakın öznelerini tüm set ekibi ayrıca bu sektörde yer alan ve arka planda hizmet sunan bütün herkes bu işi “para” karşılığında yapıyor. Malum programların o çok sevilen sunucuları bilhassa özellikle de onlar. Zihinlerini yüksek maddi kazanç karşılığı koskoca bir ülkenin koskoca bir toplumunun dertleri ile dolduran, kendi zihinsel sağlıklarını yıpratan, kendi psikolojilerini bozan ve en nihayetinde ömürlerinden çalan sözüm ona o “iyilik melekleri” bu işi yüksek kazançlar uğruna yapmaktalar.

Şimdi soruyorum ekran başındaki sevgili seyircilere, dolayısıyla saygıdeğer Türk toplumuna: Siz bu gönüllü dert ortaklığı eylemini ne karşılığında yapıyorsunuz? Dediğim gibi umarım sadece meraktandır. 😎

Not: Konu sadece “merak” ise aslında ben de bir şeyi merak ediyorum. Neden senelerdir yayımlanan ve artık kendimizden görüp milletçe benimsediğimiz, dost bellediğimiz o çok sevilen ve aynı şekilde değerli Türk toplumunu da kendilerine dost belleyip çok seven sözüm ona o “iyilik melekleri”nin kendi özel hayatları hakkında şu koskoca Türk toplumunun zerrece bilgisi yok? Neden kendilerini tafsilatlı şekillerde hiç tanıyamıyoruz? Neden kendilerinden ayrıntıları ile hiç bahsetmezler? Yoksa ünlü tabir edilen insanların hiç mi dertleri, hiç mi sorunları yok? Hiç mi yozlaşmadılar? Hiç mi hata yapmadılar? Hiç mi günah işlemediler? Her durumda onlar hep doğruydu da yozlaşan sadece bizler, dolayısıyla ünsüz toplum muydu? Her neyse, sanırım konu anlaşıldı. Hoşça kalın 😉


  16 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   9 Haziran 2022

bu içerik ilgini çekti mi?

2 / 1


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle