köklü ithalat


“Kendi dilini bilmeyen başka dil öğrenemez.” demiş birisi (George Bernard Shaw). Çok doğru bir tespit. Özellikle bizim milletimiz için gerçeklenen bir sözdür bu. Geçen zaman içerisinde çok geliştik, çok da kültürlendik. Ecnebi milletlerin —özellikle de İngiliz dilini— bilmemek bizde ayıp gibi bir şey oldu. Bilmeyen de cahil addedildi. (Şahsım adına konuşayım: ben hiçbir ecnebinin dilini bilmiyorum. Bilmemekten ötürü de şimdilik müteessir değilim.)

Oysa ki çoğu Türk evladı ecdadının (Osmanlı’nın) vakti zamanında ziyadesiyle zengin olan dilinin son yüzyılın çeyreğinde sistematik şekilde nasıl harcandığını, kıymetten düşürüldüğünü pek bilmez. Arabi harflerin Avrupa için pek tabi daha sevimli olan ve kabul gören Latin harflerle değiştirilmesini geçtim; Arap ve İslam düşmanlığı sebebiyledir ki pek çok Arabi ve Farsi kelimenin de zengin dilimizin içerisinden kapı dışarı edilişini ve yerlerine de özellikle Fransızın ucuz kelimelerinin doldurulmasını; dolayısıyla köklü kültürümüzün ecnebi Fransızın köksüz kültürüne dayandırılarak dilimizin o ağdalı anlatım zenginliğine sahip halden uzaklaştırılarak kör, sağır, dilsiz hale getirilmesi vahşetini genç Türk evlatları maalesef ki hiç bilmez. Bilenler de söylemez.

Esasında onların kendilerinden gizlenir. Onlar (Türk evlatları) çok okudukları halde pek yanlı eğitime yatkın olduklarından mütevellit okusalar da böyle bir vahşete ihtimal bile vermezler ve bu acı gerçeği adeta deli saçması olarak bulurlar. Ama hakikat her zaman ortadadır. Bu hakikatin en bariz örneği, en bariz ispatı da şudur: İngiliz (aslında tüm Batı) tarihi boyunca kendi kültürlerinde köklü ithalat veya ihracat yapmamışken ne hikmetse bir tek bizim ülkemizde buna kesin bir gereklilik duyulmuştur.

Yani bir İngiliz evladı asırlar önceki atasının yazmış olduğu edebi bir eseri kolaylıkla ve hiçbir tercümeye gerek olmaksızın okuyup anlayabilirken, bizim ekseriyetle adı Müslüman olan Türk evlatlarımızdan hiçbiri çok değil sadece bir asır öncesi (Cumhuriyet öncesi) edebi sanatçılarımız tarafından yazılmış hiçbir edebi eseri —bugün bize ağdalı dille yazılmış gibi gelen aslında ağdalı falan değil— tercüme edilmeden asla ve kat’a anlayamamaktadır.

İşte ey Türk gençliği, ecnebilerin dillerini öğrenmende bir beis yok normalde. Lakin ecnebinin dilini öğrenmezden evvel ilk olarak bir zamanlar ziyadesiyle zengin olan kendi mevcut dilinin nasıl suni ve kasti şekillerde fakirleştirildiğini öğrenmen gerekmektedir.


  11 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   1 Ocak 2023

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle