Yaşadığımız şu hayat ve yaratılış ne garip çözümsüzlük, ne garip bilinmezliktir. Öyle ki bazı gecelerin sabahı rüyalarımda öyle güzel besteler işitirim ki sanki zaman yolculuğu ile geleceğime gidip gerisin geriye dönmüşümdür. Hemen uyanır uyanmaz yatağımda mırıldanır, ses kayıt cihazıyla o besteyi kayıt etmeye çabalarım. Kimi sabah olur ardından zihnimde bazı parlak fikirler belirir, yazmaya koyulurum. Öyle ki yazdıkça yazarım. Durmadan yazarım. Her şey yerli yerine oturur. Belki de Hak Teâlâ tarafından sabah vakitlerine özel bir rahmet, bir bereket halidir bu hal. Okudukça okurum.
Fakat neden hakikat denilen kavram böylesi gizli, böylesi derinlerde gömülü ki? Yalanlar ve masallar kaybolup giden hakikatlerin adeta perdesi hükmünde. Ardından her şeyi bilmek, öğrenmek iştiyakı. Zira hal böyle iken zamana ne demeli? Zaman bir engel, zaman bir baskı. Niceleri zamanın ezici üstünlüğüne boyun eğdiler ve eğmekteler.
Ardından ölümün soğukluğu. Tükenmek ve bir daha ne yazabilmek ne de konuşabilmek. Yolun bitimindeki belirsizlik, kafa karışıklığı, huzursuzluk veren bilinmezlik. Hem ne olacaksa olsun bence. İşte böyle. Varlığın sonuçsuzluğunun ardı sıra gelen o karamsar mutsuzluk hali tükensin bir an evvel.
11 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 1 Ocak 2023
bu içerik ilgini çekti mi?
1 / 0
#bilinmezlik #hakikat #ilham #ölüm #sabah bereketi #varoluş #yazmak #zaman