günümüz siyaset anlayışı


Çocukken anımsıyorum da, her seçim dönemi arifesinde bulunduğumuz kırsalın mevcut yolları istisnasız tıraşlanır ve düzlenirdi. Çocuk aklımla bana bile israf olarak görünen bu durum sonraları bir gelenek halini aldı. Asfalt yollara kavuştuğumuzda da durum bu şekilde devam etti. Güzelim asfaltlanmış yollar hiçbir sorunu olmadığı halde her seferinde yeniden tıraşlanırdı ve bu yollara yeniden asfalt dökülürdü. Belediyenin göstermelik çalıştığını vatandaşın gözlerinin içlerine sokabilmesinin başka bir yolu yoktu o zamanlar çünkü.

Ancak asıl ilginç olan bu değildi. İşin ilginç yanı, vatandaşların her seferinde bu basit hileyi yutması idi. Bir şeyleri yıkıp yeniden yapan (bozuk yahut işlevini kaybetmiş olmasa bile) her durumda çalışmış, hizmet etmiş sayılırdı. Böyle böyle günümüze geldik. Fakat bugün bile bu bozuk yapı halen varlığını devam ettirmekte. Seçmen zihniyetleri de zerrece değişmemiş durumda. Tek değişen, artık basit sokakların veyahut caddelerin asfalt yolları veya kaldırımları ile uğraşılmıyor olması. Artık makro anlamda atılımlar yapılıyor. Adeta yerinde duran koca koca şehirler yıkılıp, sonra yeniden inşa ediliyor.

Günümüz sağ partilerinin tek seçim propagandası ve dayanağı da bu: icraat. İcraattan kasıt da sadece alt-üst yapı faaliyetleri olsa gerek. Yani tipik büyükşehir belediyeciliği. Haklarını yememek lazım, hâlihazırda mevcut sağ parti, belediyecilik faaliyetleri hususunda doktora derecesine layık hale gelmiş durumda. Görünüşe bakılırsa tüm parti mensupları, müteahhitlik kapsamına giren tüm bu işlerde oldukça uzmanlaştılar.

Buraya kadar her şey güzel, her şey normal gibi. Normal olmayan tek şey, ülke yönetiminde söz sahibi olmuş/olmakta olan bir sağ partinin halen belediyecilik ya da müteahhit kafasıyla ülke yönetmeye soyunması. Yanlış anlaşılmasın, belediyecilik faaliyetleri yani bir şehrin imarı, sonradan bu şehre katılan kültürel eserler ile alt ve üst yapı çalışmaları elbette önemlidir ve kesinlikle elzemdir. Ancak tek hizmet alanının bu olmadığı/olmayacağı da oldukça aşikârdır.

Hatta bu bozuk sistem öyle üzücü bir hale gelmiştir ki, ülke yönetimini uman her kimse için büyükşehir belediye başkanlığı görevi üstlenmek ve bu görevde başarı kazanmak temel bir zorunluluk oldu. Öyle ki, büyükşehir belediye başkanlığı makamı fikren valilik makamının bile üstüne çıkarılmış durumda. Basit atışmalar da bunun en bariz örneği.

Bu durum aslında halk arasında dilden dile dolaşan “tüm başarılı insanlar çobanlık yapmıştır” hurafesi ile anlam bakımından aynı doğrultudadır. Kişinin başarılı olmasının şartının vakti zamanında o kişinin mutlaka çobanlık yapmış olması gerektiğine dair inanışı ile ülke yönetimine seçilmek gibi bir başarı elde etmek isteyenin mutlaka büyükşehir belediye başkanlığı görevi yapmış ve bu görevde de mutlaka başarılı olmuş olması gerektiğinin alakasız bir şekilde ilintilendirilmesinden başka bir şey değildir.

Bugünkü sol kanat yani muhalefete bakıldığında, onların durumları çok daha içler acısı görülmektedir. Yapılmış veya yapıla gelen her icraat karşısında gerekli gereksiz, iyi kötü, faydalı faydasız ayrımı yapmaksızın doğrudan ve istisnasız olarak karşı koyuşları, eleştirişleri (muhalefetin görev ve anlamının iktidarın her eylemini -yine iktidarın kendilerine olumlu manada hiçbir destek ve yönlendirmeleri olmaksızın- kayıtsız şartsız olarak ve her durumda sadece eleştirmek zannetmeleri) karalama, yalan dolan ve iftiraya başvurup neredeyse her türlü çirkin yöntemi kullanmak suretiyle algı oluşturmaya çalışmaları ve bu şekilde memlekete faydalı görünen (faydalı da olan) makro eylemler (projeler) sonucunda hızlanmakta olan otomobili ekseriyetle her seferinde eleştiri ve karalamalar yoluyla durdurmaya çalışmaları (işin en ilginç yanı, projelerin başarı ile tamamlanmasını müteakip hiç bir şey olmamış gibi bu başarıyı yine bu algı ile herkesten çok sahiplenmeleri yani hem kendilerinin hem de mevcut seçmenlerinin şiddetle karşı çıktıkları ve üstelik zerre faydaları dokunmadığı halde sağ hükümet tarafından husule getirilen ve kamu yararına yapılmış herhangi bir müteahhitlik faaliyeti eseri olan bu makro eserlerden işin sonunda herkesten daha çok -sağ parti seçmenlerinden bile- istifade etmeleri de sağ kanattaki seçmene son derece sinir bozucu ve itici gelmektedir.

Örnek: Geleceğe yönelik muazzam şekilde iktidar tarafından düzenlenmiş ve yapılırken muhalefetin şiddetli eleştirilerine maruz kalmış olan harikulade ve alabildiğine büyük bir eser olan Maltepe Sahil Alanı bugün ne hikmetse muhalefetin adeta her durumda toplantı ve miting alanı haline gelmiştir.

Mevcut seçmen kapasitelerini stabil tutmaları hatta bununla övünmeleri ve bu kapasitelerini artırmak için neredeyse hiç çaba harcamamaları, bunu deneseler bile muktedir olamamaları, karşıt seçmeni iyi tanıyamamaları, tanımak için hiç çaba sarf etmemeleri, hatta ve hatta onları koyun zannederek küçümsemeleri, böylelikle ülkeyi çok partili sistemden tek partili sisteme farkına bile varamadan sürüklemeleri ve tüm bu durumun asıl mümessillerinin de yine kendileri olmaları oldukça ilginç fakat buna karşılık bir o kadar da doğal bir sonuç.

Söyleyeceklerim sadece -bağnaz- muhalifler için: Burada yazacaklarıma katılıp katılmamak hususunda herkes özgürdür. Art arda edindiğim tecrübeler sonucunda bana öyle geliyor ki, muhalefetin ve onun seçmeni olan muhalif kanadın ideolojisi genel manada Yahudilerin ideolojisi ile hemen hemen aynı gibi görünmektedir. Neden böyle düşünüyorum onu da açıklayayım: Yahudilere göre dünyanın kendileri dışındaki tüm diğer kalanları sadece ve sadece kendilerinin rahatları, huzurları ve mutlulukları için vardırlar. Yani diğer herkesin varoluş maksatları da kendilerini el üstünde tutmak, koşulsuz ve karşılıksız şekilde kendilerine hizmet ederek (köle misali) kendilerinin yaşam standart ve kalitelerini yükseltmektir. (Bugün Yahudiler bunda muktedir oldular. Lakin bu çok uzun sürmeyecektir.)

Ne münasebet efendim! Tıpkı Yahudiler gibi bu düşü kafalarında kuran muhaliflere sesleniyorum: Sağ (muhafazakâr) kanat artık asla ve kat’a muhalif kanadın hizmetine girip onun kölesi falan olmayacak. O dediğiniz kafa yapısı yüz sene öncesinde kaldı. (Baskı ve dikta rejimi artık son buldu.) Hem kölelik mi kaldı ayrıca? 1400 sene evvel gericiliğin esas kaynağı olarak gördüğünüz İslam dini tarafından kaldırılan köleliği resmen yüz sene önce hortlattınız. Asıl gericilik bu değil de nedir? Hem muhafazakâr kanadın yani yüce İslam dini ile haşır neşir olanların en temel yükümlülüğü Allah’tan başkasına boyun eğmemektir. Bunu bilmiyor muydunuz?

Şimdi şunu söylüyorum: Bu memleketin yükselmesini yücelmesini mi istiyordunuz? O zaman istisnasız olarak herkes her işte çalışacak! Bir zümre bir zümreye öyle koşulsuz, öyle kayıtsız şartsız hizmet etmeyecek! Memleketin en gelişmiş illerinde ve genellikle o illerin sahil kesimlerinde bulunan ilçelerinde (en güzel, en popüler, en kalburüstü ilçeler) konuşlanan bu ilçeleri kendilerine her nasılsa mesken edinen, aç olduklarını iddia eden, hâlbuki hayat standartları normalin çok çok üzerinde olan, bir elleri yağda bir elleri balda (fazla rahatlığın rahatsızlık verdiği) muhalifler, sırf sizler azıcık sıkıntı gördünüz diye, azıcık parmağınıza diken battı, azıcık rahatınız huzurunuz bozuldu diye rakı balık sofralarında -ki rakı balık öyle fakir taamı değildir- bir yandan rakıyı yuvarlayıp öte yandan ağızlarınızda mezeyi gevelerken yayıla yayıla yoksulluktan açlıktan dem vurarak sizlerin refahı için iyi kötü çalışan emek veren, üstüne üstlük bir sonuç bir başarı gösterebilen, giriştikleri makro işleri alınlarının akıyla nihayetlendirebilen insanları, (iktidar) böylesine acımasızca karalama veya eleştiri hakkı sahibi değilsiniz. Biraz kendinize gelin artık.

Bundan sonraki söyleyeceklerim ise sadece -uyumakta olan- gençler için: Cafelerde barlarda eğlenceden başlarını kaldıramayan ekseriyetle sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlısı yarı ayık durumda, bomboş bir şekilde ömür çürüten, işsiz olduklarını iddia eden ve bu şekilde hükümete yüklenen sağda solda açız açız yahut geleceğimiz yok diye ciyaklayıp duran gençler özellikle Z kuşağı lafım sizlere: Sen iş beğenmediğin için işsizsin aslında. Ama sen patron olmak istiyorsun derdin o. Çünkü eğitimlisin. Çoğunlukla lisans mezunusun. (Belki de yüksek lisans) Ama ne yapalım herkes üniversite mezunu olunca bu durumun yaşanması kaçınılmaz maalesef. Bu sizin suçunuz değil fakat iktidarın hiç değil.

Vakti zamanında ezilen ana babalarınız aman oğlum kızım bizler gibi ezilmesin diyerek okuttular sizleri okumaktan çok şey umdular haliyle. Çünkü onlara göre tek kurtuluş yolu bu idi. Haliyle okuyan sayısı ihtiyacın çok üzerinde arttı. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi kalite sayısallıkla alakalıdır ve sadece az bulunan şey kıymetlidir. Durum bundan ibaret. Sen ağa ben ağa bu ineği kim sağa? Dediğim gibi tuvalet temizlemeye veya hamallık etmeye hemen bugün dahi ihtiyaç ve istihdam var ama patrona ihtiyaç yok. Üzgünüm.

Ayrıca bu ülke, özellikle iktidar koskoca Suriye’nin genç nüfusuna iş bulup imtiyazlar verip seni sandığın gibi ortada bırakmadı yani. Sen o Suriye’li gençlerin ne iş yaptıklarını ne tür işlerde (zor ve pis) çalıştıklarını eminim bilmiyorsundur (belki de biliyorsun.) Bu durumu aslında alamancı tabir edilen ana babalara sorman lazım (onların çocukları da pek bilmez gerçi gerçekleri çünkü onlar da sizler gibi bir şey görmediler, bir şey yaşamadılar.) Onlar Suriyeliler gibi zorunlu mülteci olarak ta göç etmediler üstelik. Almanya’nın genç iş gücüne ihtiyacı vardı o zamanlar. Yani talep Almanya’dan gelmişti. Hal böyle iken sorun onlara (alamancı analara babalara) sunacakları iş gücüne fazlasıyla ihtiyaçları olmasına rağmen Almanya devleti kendilerini ne tür işlerde çalıştırmış. Ben söyleyeyim isterseniz: Nerede pis, nerede zor, nerede ikinci sınıf işler hepsini ne hazindir ki onlara vermiştir.

Şaşırdınız mı? Niçin şaşırdınız ki? Hem siz ne sanıyordunuz ki? Patron mu edeceklerdi onları tepelerine. Üstelik vakti zamanında (yakın geçmiş) ben “ari ırkım” diye bas bas bağıran bir millet sizce bunu yapar mıydı? Elbette yapmazdı. Yapmadılar da. Hal böyle iken e be fikir yoksunu bre gafil Türk hükümeti’nin de insanlık adına merhamet edip sadece kendisinin kapılarını açtığı ve ülkemize zorunlu olarak mülteci sıfatıyla gelen Suriyelileri patron ettiklerini onlara muazzam kazanç kapıları sağladıklarını ve böylelikle kendi ülkende seni 2. sınıf vatandaş yahut kıskanç büyük kardeş konumuna kasti olarak düşürdüklerini sana düşündüren nedir? (Bu kadar mı ahmak görünüyor sizlere bu sağ görüşlü iktidarlar? İslam dinini benimseyenler sizlerin o bağnaz inanışlarınıza göre mutlak surette cahil ve aptal olmalılar öyle değil mi?)

Bir de bu aralar yaşanan ekonomik darboğaz üzerinden provokasyon yapan gençleri de çokça görüyorum sosyal mecralarda. Avrupa görmüş yeni yetmelerden bazıları çıkıp milletin aklıyla dalga geçer şekilde kendince Avrupa ülkeleriyle Türkiye’nin ekonomik durumu arasında bir ters orantı kurmaya çalışıyorlar. Yok efendim Türkiye’de yaşamak çok zor bu asgari ücretle fakat Avrupa’da asgari gelirle yaşamak çok kolay. Hı hı. Eminim çok kolaydır. Var ya can atıyosunuz geri dönmek için Türkiye’ye de bakmayın dönemiyosunuz. (Çifte vatandaşlık bildiğim kadarıyla kalktı çünkü.) Kendilerince de basit bir “saf hesabı” yaparak bizim yelken gibi kolayca etkilenen az bir rüzgarla oraya buraya yellenip uçuşan muhalif safdil gençlerimizi (özellikle Z kuşağı) iyice alevlendiriyorlar bu art niyetli herifler. Yok, Türkiye’de 4000 TL nin zaten 3000 TL si kiraymış da ne yicekmiş içecekmiş bu insanlar da. Ya hu sanane? Oturmuş Avrupa şehirlerine, bir güzel yerleşmişsin, orada düzenini kurmuşsun, bütün dertlerin bitti de bulunduğun yere bilmem kaç bin km uzaklıkta olan ve belki de artık kağıt üstünde bile vatandaşı olmadığın bir ülkedeki soydaşlarının halleriyle mi kederleniyorsun? Bu kadar ülkeni, vatanını, milletini seviyordun madem ne diye kaldın Avrupa’da ne diye sana seçim hakkı verilmişken Avrupa vatandaşlığında kalmayı seçtin? Gelmiş ecnebiler gibi turist olarak bir haftalığına tatile Türkiye’ye ona buna zor hayat şartlarına söylenip iktidara pislik atıyor. Allah’ın provokatörü. Bir turist gibi tatilini yap sonra da insan gibi çek git. Sana bu konuda herhangi bir bilgin olmadan sahip olduğun hastalıklı fikrini soran kim? Ne vasıfla fikir beyan ediyorsun ayrıca? Vatandaş bile değilken. Bizim iç işlerimize karışmak senin ne haddine bre gafil? Bir de gelmiş burada euroyu miktar olarak TL ile kıyaslıyor ve diyor ki Türkiye’de 4000 TL asgari 3000 TL si kira. Avrupa’da da 10000 euro ise asgari atıyorum 9000 eurosu da zaten kira. Hal böyle iken aradaki fark nedir? 10000 euro yu buraya göre kıyaslıyor su kurnazı. (Sen anca buradaki kanmaya meyilli muhalif safdilleri kandırırsın.) Evet 10000 euro Türkiye’ye göre büyük para. Ama Avrupa’nın yaşam şartlarına göre çerez. Matematikten, ekonomiden çakmaz. Makro düzeyde matematik ve ekonomi hesaplarına girişir bu hadsizler.. Bi yeterin artık.. Bitin gidin başımızdan ya.. Bi rahat bırakın artık mukaddes Türkiye’yi ve Türkleri son söyleceklerim ise ecnebi milletlerini kendilerine dost zannedenler için: Türklere Avrupa çok mu değer verdi yahut veriyorlar sanıyorsunuz ? Sırf siz cumhuriyet rejimini benimsediniz ve kafalarınıza fötr geçirdiniz, bu uğurda yüce İslam dinini kapı dışarı ettiniz yahut onlara benzemeye çalıştınız diye öyle mi? Tüm bunları yaptığınız halde hatırlar mısınız bilmem vakti zamanında va.gonlara doldurup kendi ülkelerine ihraç etmeden önce yine de o Alman milleti (adiler) vasıflı/vasıfsız bizim genç Türk soydaşlarımızın (iş gücümüzün) çok afedersiniz ama “at gibi” dişlerine bakmışlardı eksiği, gediği, kusuru var mı diye. Bu ne kadar aşağılayıcı bir haldir. Ben utandım düşürüldüğümüz bu durumdan. Siz utanmadınız mı? Yani mesele sandığınız gibi cumhuriyet, demokrasi meselesi falan değil, kılık kıyafet meselesi de değil, harf inkılâbı hiç değil. Tüm mesele Din-i Mübin-i İslam. Avrupa’nın ve dahi tüm ecnebilerin göstermelikte olsa bizleri sevmesini bizlere değer vermesini mi istiyordunuz? O halde inkılâba hiç lüzum yok. Ülke çapında ya Hristiyan ya da Yahudi olmamız gerekli ve yeterlidir. Hepsi bu kadar. (Tek istedikleri de budur.) Ama şunu kesin olarak belirteyim böylelikle onlar (yani ecnebi milletler) gibi sizler de beyhude çabalamamış olursunuz. Hak katında tek geçerli olan Din-i Mübin-i İslam’ın nuru asla söndürülemeyecek. İster kemalist ideolojilerin arkasına sığınarak (dayatma ile yahut cebren) bunu gerçekleştirmeye çalışın ister süper güç olduğuna inandığınız Amerika, Rusya, Çin ve tüm bu devletlere ek olarak tüm Avrupa’yı -özellikle Fransa ve İngiltere’yi- arkanıza alarak kısacası tüm dünyayı topyekûn seferber ederek deneyin yine de bu maksadınıza ulaşabilmeniz asla mümkün olmayacaktır. Ve son söz olarak : “La ilahe illallah. Muhammeden resulullah.”


  17 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   18 Eylül 2021

bu içerik ilgini çekti mi?

1 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle