Yıl 1979. Bugün dahi sorulan sorudur: Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi kimler tarafından ve neden öldürüldü? Aslında bu sorunun cevabına ilişkin öngörüler, olası tahminler yapılmıştır, belki de yapılagelmektedir. Az buçuk araştırma yapıldığında ortaya çıkan tek mantıklı gerçek, bu işte derin siyasetin dolayısıyla ABD’nin kati surette parmağının oluşudur.
Sağ görüşlü biri olmama rağmen rahmetli Ecevit’in tüm ömrü boyunca yürüttüğü siyasetin bu ülkenin çıkarına olduğunu %100 savunmakla birlikte bu bariz gerçeği akıl ve vicdan sahibi herkesin de görebileceğine inancım tamdır. Tek sorun aslında ABD yanlısı bir siyaset güden Demirel’e ve dolayısıyla ABD’ye ömrü hayatı boyunca karşı çıkmasıdır. İki kez Kıbrıs’a doğru “Ayşe’yi tatile çıkarması” neticesinde %33 oranındaki oy seviyelerinde gezmekte olan, her nasılsa bugün dahi aynı oy oranı değişmeyen bir parti olan CHP’yi genel başkanlığı zamanında rekor bir oran olan %41’lik oy oranına çekebilen bir siyaset adamını ayakta alkışlamaktan başka bir şey gerekmez.
Fakat bu gelişme ABD’nin haliyle tepkisini ve yaptırımlarını üzerine çekmesini, bu vesileyle ülkesinin ekonomik manada ambargolara maruz kalmasını, halkının hayat pahalılığına, bitip tükenmek bilmeyen elektrik kesintilerine ve temel gıdaları elde etmek hususunda zorluklara maruz kalmasını neticesinde millet tarafından kötü adam olarak görülmesini beraberinde getirmiştir. Son döneminde bile bu tip acziyetlere ve krizlere maruz bırakılması, buna rağmen yine de ABD’nin destek olduğu bölücü örgüt PKK’nın lideri olan Apo’yu yakalatması neticesinde yaşlılık ve düşkünlük zamanında hayatı boyunca düşman bellediği ABD’ye halkının zor durumu nedeniyle ağız eğmek zorunda bırakılması çok acıdır. Elde ettiği bu yüksek oy oranının düşmesini de beraberinde getirmiştir.
Tüm bu durumlara karşılık dışarıdan böylesi müdahalelerle başarısız hale getirilen, kendi sorumluluğu olmadığı halde başarısız olduğu bir mecrada koltuğunda dahi kalmayıp her seferinde onurlu şekilde istifa etmesi ayrıca ben ve pek çok kişi nazarında takdire şayan onurlu bir harekettir. Yenilen pehlivan güreşe doymaz mantığıyla hareket eden, koltuklarına adeta zamkla yapışmış gibi duran onursuz siyasetçilerden bahsetmiyorum bile. Onlar ne halleri varsa görebilirler.
Her neyse konu uzadı. Asıl meselemiz Abdi İpekçi idi. Elbette ki ABD’nin sol koalisyona ve bu koalisyonun liderine uygulayacağı yaptırımlardan kendi aleyhinde peydah olan “cart sesli” gazetecilerimiz de nasiplerini alacaklardı. Aldılar da. Her ne kadar tetikçi (Mehmet Ali Ağca) ifadesinde bunun gayri siyasi ve şahsi bir cinayet olduğunu öne sürse de bu ifade hiçbir zaman hiçbir surette inandırıcı olmamıştır.
İşte bu sebepledir ki ABD’ye karşı duran her iktidar veya koalisyon lideri geçmişte de yaşanmış olan bu ambargolara maruz bırakılmaktadır ve bu sayede yıpratılmak, düşürülmek istenilmektedir. AKP’nin iktidarı süresince başına gelen her zorlu durumun kirli oyunların da arka planında oyun kurucu olarak ABD yer almaktadır. ABD’ye genel olarak (çok gerekli durumlarda) karşı duran, boyun eğmeyen, kısacası eyvallahı olmayan Recep Tayyip Erdoğan ve partisi için de pekâlâ akıbet farklı olamazdı. Olay aynı, tarih farklı. Hep bir tekerrür.
Yıpratma politikası hep ekonomi üzerinden vurmak ve bugün pek çoğu refah içerisinde yaşayan halkı aç olduklarına, açlıktan ölmek üzere olduklarına inandırmak ve böylelikle galeyana getirmek şeklinde olmaktadır. İşte milletin burada uyanması ve bu basit hileyi ivedilikle görmesi gerekmektedir. İşin ilginç yanı bizlere uygulamak istedikleri ekonomik krizi bugün kendileri de yaşamaktalar. Ne diyelim, beter olsunlar. Tüm sömürücü devletlerin yıkılması ve haksızlıkların, fitnenin, fesadın bir an evvel ortadan kalkması ümidiyle…
11 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 31 Aralık 2022
bu içerik ilgini çekti mi?
0 / 0
#ABD #Abdi İpekçi suikasti #ambargo #CHP #Demirel #Ecevit #Mehmet Ali Ağca #PKK #Türkiye siyaseti