“Yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hala komünist olanın aklı yoktur.” demiş birisi (George Bernard Shaw). Burada lafı sözü kimin söylediğinden ziyade aslında söyleyenin ne söylediğine bakmak lazımdır. Esasında komünistler (yiyelim, içelim, gezelim devlet ise —şayet bir devlet varsa— bize bedavadan baksıncılar), solcular (herkesin eşit olduğu veya bir gün mutlaka olması gerektiğine dair ütopik hareketin savunucuları), sosyalistler (demokratik komünistler), sosyal demokratlar (anti “laissez-faire, laissez-passer” savunucuları) hakkında ciltlerce kitaplar yazılmıştır.
Gerçi çok bahsedilmiş, çok açıklanmış olması bu kavramlara bu akımlara ekstra hiçbir önem, ekstra hiçbir değer yüklemeyi gerektirmez. Tüm o anılan kavramlarda ve akımlarda esas olan aslında hep emekçidir. Bütün dert emekçinin sosyoekonomik açıdan aşağı seviyedeki o bedbaht durumlarıdır ve eylem ise bu duruma bir başkaldırı yahut en asgari düzeyde hoşnutsuzluktur.
Normal şartlarda anılan akımların takipçilerinin de sosyoekonomik bakımdan yetersiz olması beklenir, akla mantığa uygun olan da budur. Ancak ne hikmetse bizim ülkemizde bu durum hiç beklenildiği gibi değildir. Tüm o akımları solcu kategorisinde toplarsak bugün solculuk akımını benimseyen kimselerin neredeyse tamamına yakınının —samimi olanlar müstesna— pek çoğu meydanlarda “açız açız” diyerekten yırtınsalar dahi sanılanın aksine açlık sınırında veya zor şartlarda olmadıkları, söylemlerinin ise şu halde samimiyetten oldukça uzak olduğu ve amiyane tabirle hiç de öyle açlıktan ölüp gebermedikleri kesin ve bariz şekilde görülür.
Buna mukabil bilakis sosyoekonomik durumları da pek çoklarından ziyadesiyle iyidir. Başka göstergeye gerek bile yok; sadece oturdukları, daha doğrusu ikamet edebildikleri muhitlerin kalitesi ve yaşam standartlarının yüksekliği bunu ele vermektedir. (Bu gibiler genellikle maddi anlamda yaşam sürmenin daha zor olduğu, standartları yüksek, öyle herkesin erişemediği pahalı ve revaçta olan sahil veya sahile yakın ilçe ve semtlerde ya da sosyoekonomik düzeyi yüksek olan yerlerde her nasılsa rahatlıkla! konuşlanabilmektedirler.)
Gelelim sözün özüne: benim bir zamanlar olduğum gibi vicdanlı, fakir ve samimi bir genç iseniz yirmili yaşlarınızda solculuk oynamanız doğal olarak vakidir. Ama sonra bir şey olmalı; yaşlanmanızla ve sosyoekonomik açıdan gelişiminiz ile birlikte bir şeyler değişmeli. Solculuğun açmazı, parayı bulduğunuzda savunduğunuz bu akımın (solculuk) sembolik hale gelmesidir. Yani bir nevi artık siz de kapitalist olmuşsunuzdur.
Kısacası tüm o enerjiniz ve dikkatiniz emekçilerin yenmekte olan haklarından kendi öz sermayenize doğru ister istemez kaymıştır. Korumak ve yüceltmek istediğiniz artık sahip olduğunuz kapitalinizdir. Dolayısıyla genel geçer tek hakikat, bu ülkedeki —ne bu ülkesi aslında tüm dünyadaki— zenginleşmiş solcuların aslında solcu görünümlü birer kapitalist olduklarıdır. Şu halde onlar için solculuk diye bir şey aslında yoktur. Hele ki bu gibiler kırk yaşında —akılları kemale ermiş— ve parayı bulmuşlar ise.
Buna rağmen ısrarla hala solculuğu benimsiyor ve hararetle savunuyor iseler, başta ismini zikrettiğim ünlü kişi bu anılan solcu kişioğullarının akıl düzeyi için vakti zamanında baştaki sözü söylemiş. Doğru veya yanlış, ne derler: elçiye zeval olmaz. Kim bilir belki de bu sözü hazmedemeyen solcular vakti zamanında söylenmiş bu sözden ötürü merhum George Bernard Shaw’ın kendisine tez elden dava açmalılardır. 🙂
11 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 1 Ocak 2023
bu içerik ilgini çekti mi?
0 / 0
#emekçi #George Bernard Shaw #kapitalizm #komünizm #solculuk #sosyal demokratlar #sosyalizm #sosyoekonomik durum