Batı dünyası Türkleri veba tohumu gibi görürken – ki adına kara veba dedikleri hastalığın asıl kaynağı yine kendilerinden çıkmıştır – hatta pek çoğu bizleri Asya’nın kızılderilileri olarak tanımlarken ve akıbetlerimizin onlar gibi olmasını umut ederlerken, içimizde yaşamakta olan bizdenlerin Batı’ya bu kadar sarılmalarını ve kendi hükümetlerine bu denli ölesiye ve bu denli haince saldırmalarını bir türlü anlayabilmiş değilim.
Sultan Abdulhamit Han’ın Batılılara karşı uyguladığı denge politikasını kanaatimce Batı seviciliği olarak yanlış algıladılar bu içimizdeki bizdenler. Bana kalırsa bilhassa Osmanlı’nın kendi desteği ve teşviğiyle Avrupa’ya hiç gönderilmemelilerdi. Sultan’ın Batı’daki tekâmülü kopya edip bunu kendi ülkesinde bu bizdenler aracılığıyla inkişaf ettirmek istemesiydi kuşkusuz bunu yapmasındaki emel. Ters tepti.
Batının hiçbir ferdi Orta Çağ’ın içerisinden henüz çıktığında bile o sıralar yükselme devrini yaşayan çağın Amerikası hükmündeki Osmanlı’ya bu kadar rağbet etmemişlerdi. Gerekli gereksiz ayrımı yapmaksızın Osmanlı’nın her yeniliğini kendilerine kültürlerini dejenere edecek düzeyde kopya etmemişlerdi. Aslında bana göre bunun adı safdillik. Aziz Nesin’in vakti zamanında Türkler’e verdiği, sonradan da düzelttiği aptallık yüzdesi olarak bilinen o oran da aslında bizdeki ezelî ve kronik safdillikten başka bir şey değildir kanaatimce.
Saflığı aptallıkla karıştırırlar genellikle. Hayır. Saflık cehaletten gelir. Kaynağı cehalettir. Yani bizde milletçe hâlâ bile en bol bulunan kusur. Yoksa ne Batı’dan ne Amerika’dan ne Rusya’dan ne Çin’den ne Japonya’dan ne de dünyanın hiçbir ülkesinin vatandaşlarından daha az akıllı veya daha az zeki değiliz. Bilakis akıl ve zekâ fazlalığımızın bile olduğu söylenebilir. Ancak çok kolay kandırılıyoruz. İşte bu yüzden okumak gerekiyor. Ama Batı’yı değil, Amerika’yı da değil. Türk İslam eserleri sizlere ziyadesiyle yetecektir.
Yetmese bile en azından referans noktanız olmak için fazla bile gelecektir. Şu iyi bilinmelidir ki bugün Batı’da ve tüm dünyada adına bilim ve felsefe denilen yöntemler bugün bulundukları yerlere İslam ve Araplar sayesinde ulaşmıştır. Bugün sizlere birileri tarafından kendilerinden nefret etmeniz salık verilen ve her durumda kötülenen Araplar ve İslam mensupları hiç de öyle sanıldığı gibi aptallığın, ahmaklığın, tümden cehaletin, pisliğin, iğrençliğin, kokuşmuşluğun ve koyunluğun merkezi falan değillerdir.
Biliniz ki ne din ne de kültür bakımından sizden olmayanı okuyup birebir kopyalayarak asla cehaletten kurtulamazsınız. Çünkü Batı size asla fayda elde edeceğiniz bir şey vermez. O kuşkusuz sizin ezelî düşmanınızdır. Üstelik bunu neden yapsın ki? Allah aşkına, bunun için sebepleri bile yok. Bilakis bizleri parçalamak, bölmek, etkisizleştirmek ve nihayetinde de yok etmek istemeleri için pek çok nedenleri var.
Örnek: Altı asır boyunca tepelerinde at koşturuşumuz ve elde ettiğimiz zaferler neticesinde onların insan kayıpları ve kronikleşen hezimetleri. Bir diğeri Anadolu’yu ellerinden alışımız. Bilhassa nadide şehir İstanbul’u. Hâlâ bile büyük bir derttir, bir yumrudur içlerinde. Bir diğeri ne soydaş, ne dindaş oluşunuzdur. Bu yüzden oyuna gelmeyin ve ivedilikle uyanın gençler.
İslam’dan ve Araplardan ölesiye nefret etseniz de hatta İslam’ı tümden yok sayıp tüm Hristiyan ve Yahudi örf ve ananelerini, dinsel ritüellerini uygulamaya çalışsanız da hatta ve hatta bu ecnebilerin dinlerine tümden girseniz de veya hepsini reddedip dinsizliğe doğru bir yönelim gösterseniz de Batı sizi asla dost bellemeyecektir ve de kucaklayıp bağrına basmayacaktır. Çünkü Türklere yani sizlere ve bizlere düşman olmaları için tek nedenleri din nüansı da değildir.
Dünya bugün İngiliz’in ve onun kulağı geçen boynuzu hükmündeki Amerika’sının güdümünde seyretmektedir. Çünkü paranın merkezi dün de bugün de maalesef onlardır. Kendilerindeki mevcut paralarının kaynağı da Sanayi Devrimi’nden bu yana dünyanın tüm doğal ve işe yarar kaynaklarına dair bitmek bilmeyen güçsüzü ve zayıfı sömürü arzularıdır.
Ellerindeki tek kozları şu an için para olan bu materyalist ve saldırgan milletler bu kozlarını Lozan’da bile sonuna kadar kullanmak istemişler, savaş sonrası ülkemizin harap ve bitap durumundan, perişanlığından, parasızlığından dem vurarak ellerini kuvvetlendirmek istemişlerdir. Hatta ve hatta İsmet İnönü’ye bunu aleni şekilde dile getirerek: “İstediklerimizi bugün bu masada bizlere vermeseniz de muhakkak surette yarın zaruret üzere buralara kadar gelip diz çöküp bizden para dilenmeye kapımıza geldiğinizde sizlerden bir bir alacağız.” deme küstahlığını bile göstermişlerdir.
Türkiye resmiyet kazandı kazanalı da gerek yeni gelişmekte olması hasebiyle gerekse siyasi bakımdan çalkantılar nedeniyle düşe kalka ilerlerken parasal anlamda çok fazla darboğazlardan geçti. Batılı ise her zaman bu darboğaz fırsatlarını husule getirip kullanarak iç işlerimize karışmak yoluna gitmiş ve tam bağımsızlığımıza ve bağımsızlık anlayışımıza gölge düşürmek istemiştir.
Bunları uydurduğumu düşünebilirsiniz gençler; şayet sizlere göre bu anlattıklarımın hepsi birer deli saçması ise, lütfen kendiniz bizatihi araştırma içerisine giriniz ve kendiniz okuyunuz. Lakin önünüze sunulan ve yalan yanlış bilgilerle dolu Batı kaynaklarından değil, kendi arşivlerinizden hakikatleri tetkik ediniz. Böylelikle Batı dünyasının bu şekilde her durumda gerçekleri saptırma gayreti içerisinde olduklarını kendi gözlerinizle müşahede ediniz.
8 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 19 Mart 2023
bu içerik ilgini çekti mi?
0 / 0
#Abdulhamit #bağımsızlık #cehalet #Osmanlı #safdillik