sünnet zannedilen ümmilik


İslam’ın en büyük sorunu muhtemelen mensuplarının ekserisinin ümmi olması. Peygamber (S.A.V) sünneti mi zannediliyor? Sırf bu yüzden mi bu kadar rağbet görüyor? Bilinmez. Ama şunu biliyorum ki İslam’ı dibe çeken bir durum bu. Hoş, gerçi amacımız İslam’a ezelî düşmanlık besleyen Musevi yahut Hıristiyanların kendilerine şirin görünmek de değil. Gerçi bu da olmaz ise din dediğiniz kendisine daha başka türlü nasıl mensup bulur ve nasıl yükselebilir ki? Hak olan din aslında doğru uygulandığında mensuplarına hem dünyevî hem uhrevî hem de tinsel manalarda tekâmüller sağlamaktadır.

İslam’ın mensuplarında okumak, araştırmak yerine sadece biri veya birilerinden dinlemek, bununla birlikte en işine geldiği şekilde algılamak ve salt şekilde boyun eğmek alışkanlığı mevcut ekseriya. Kişilerdeki bu cehalet, kendilerinde sonradan veya doğuştan gelişen aşırı benlik ya da bencillik duygularıyla birleştiğinde ortaya katlanılması çok güç bir inanan insan modeli çıkıyor. Bir de buna ortalarda kendini din âlimi zannederek işlek cadde ve sokaklarda ateist veya deistlere mikrofonlar uzatıp bu yolla onları İslam’a çevirdiğini düşünerek kendince dilleriyle cihat ettiğini ve bu vesile ile Hakk’ın gözüne girdiklerine inanan gafiller de eklenince iş iyice içinden çıkılmaz hale geliyor.

Genel kuraldır ve birileri bu cihatçı topluluğuna şunu yüksek sesle dillendirmeli: Birine bir şeyi sevdirmek istediğinizde önce kendinizi sevdirmek zorundasınızdır. Kendinizi nasıl sevdirebilirsiniz? Yaşamınızda mevcut şahsi gelişim grafiğiniz hemen her bakımdan kırk beş derecelik bir açıyla yukarı yönlü sapmaksızın hiç durmadan ilerlediğinde elbette.

Her neyse, bencillik dedik, cehalet dedik; biraz da bununla ilgili konuşmak istiyorum. Umre yapmak için kutsal topraklara gittiğimde ibadetten aldığım hazzı düşüren ve elbette ki bu huzursuzluğum sebebiyle kazandığım sevapları yok olma noktasına getiren, belki de tümüyle yok eden şuur yoksunu bir kalabalık güruhla mecburi şekilde karşı karşıya kaldım. Dört bir yandan toplanıp gelmiş insanların harem sınırları içerisinde kalan Kâbe etrafında cemaatleşmesine bir lafım yok. Lakin kendimi bildim bileli ya da Hak vergisi olarak doğuştan izdihamdan nefret eden tabiata sahip biri olarak şunu hep görmek istemişimdir: Mademki zorunlu bir kalabalık var, öyleyse kişiler arası kurallar da olmalı ve bu hususta hassasiyet gösterilmelidir.

İbadet için koştururken dörtnala giden bir at misali önüne çıkanı da ayakların altına alıp yerlerde çiğnersen, sevap kazanmak ümidiyle yaptığın ibadet ibadetin çok dışında bir yere varmış olur. Ya da Kâbe’de bulunan Hacerü’l Esved taşına yüz göz süreceğim, öpüp koklayacağım diye izdiham nedeniyle yanındaki kardeşini yumruklamak için elini kaldırırsan, sünnet icra etmek uğruna haram işlemeyi göze alacak kadar şuur yoksunusun demektir.

Din dediğin şuur olmadan yaşanmaz. Delilerin dini olmaz. Onlardan öte âlemde hesap da sorulmaz. Ancak akıl ve zekâ gerektiren konularda başka başka yerlerde diğer insanlarla akıl zekâ yarıştırmaları neticesinde böylesi kutsal bir yerde tıpkı bir deli gibi davranmaları onların olsa olsa ümmi olmalarına yorulur.

Bununla birlikte malumunuz kalabalığın olduğu her yerde bulaşıcı hastalık da vardır. Dünya pandemiden çıkalı çok olmadı. Hâlâ bile tam manasıyla hastalığın tükendiği söylenemez. Gribin adı oldu corona. Peygamberimiz (S.A.V) sarımsak yiyeni bile mescitlerden men etmişken sen hapşırıyorsan, öksürüyorsan, burnun akıyorsa gelme bir zahmet kardeşim mescitlere. Hadi geldin, madem burnunu çeke çeke üstelik maskesiz şekilde suratımın orta yerine düşüncesizce hapşırıp sonra da huzurlu şekilde “Elhamdülillah” diyerek akabinde yan yana sıkı sıkıya benimle saf tutup beni de hasta olacağım endişesiyle azami şekilde huylandırıp yaptığım küçücük bir ibadeti dahi ağzımdan burnumdan getirme.

Azıcık düşünce lütfen. Çok zor olmamalı kendinden özge şekilde önce cananı düşünmek. Ama insan işte ekseriya kendi faydasını, kendi kârını düşünür. Her yerde yalnız kendine fayda elde etmeye çalışır. Bu hususta hırçınlaşır, vahşileşir, yırtıcılaşır. Bunu başaramayan benim gibi sakin tabiatlılar veya her durumda önce canan diyerek olaya bakan safdil düşünceliler ise ayaklar altında ezilir, mecburi şekilde arkada kalır, yoksul kalır ve süreğen şekilde pek çok şeyden yoksun olurlar.


  9 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   18 Mart 2023

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle