Derler ki erkeğin ilişki açısından tecrübelisi hep daha makbuldür, kadınınki ise aksine hiç tercih edilen bir durum değildir. -Kime veya neye göre tartışılır- Erkeğin yaratılış anlamında gelişme hızındaki geriliğinin, dahası yetersizliğinin getirdiği açığı kadının kapatabilmesi çok manidardır. Kadın-erkek arasındaki eşitsizlik uçurumunun bu yolla dengelenmeye çalışılması, Yaratıcı’nın yaratışında insanoğluna sunduğu bir cilvesi olsa gerek.
Kadının sahip olduğu kudretli kavrayış, önsezilerindeki keskinlik ve kesinlik Allah vergisi bir yetenek kuşkusuzdur. Üstünlük olarak nitelenebilecek bu yeti sebebiyledir ki kundaktan çok geç çıkan, emeklemeyi dahi güç bela öğrenen erkeğe ilk adımı attırmak vazifesi anacığımızdan sonra bu el kızlarına düşmektedir. Bu kuşkusuz kadın üzerine atılmış, dahası kadın üzerine kimin (hangi erkeğin) ne düzeyde bırakacağı dahi belirsiz olan ağır bir yüktür. Bir oduna şekil vermek, onu bir cisim haline getirmek zor bir görevdir. Ama yine de kadınlar koşulsuz şekilde içlerinde yaratılıştan sahip oldukları odun sevgileri sayesinde bu zor görevin üstesinden gelebilmektedirler. Evet, kadınlar hayat boyu birer gönüllü öğretmen, erkekler ise birer zorunlu öğrenci.
Vakti zamanında gazetelerin popüler olduğu bir dönemde bilinen bir gazetenin pazar eklerinden birinde her hafta sonu ünlü-ünsüz fark etmez, bir işler başarabilmiş, ayaklarının üzerinde durabilmeyi başarabilmiş, aklıselim kadın veya erkeklerin hayatlarına dair röportajlar yayınlanırdı. İlgiyle takip ettiğim bu yayınlar içerisinde bir adamın röportajı bilhassa dikkatimi çekmişti. Kişi kimdi bilmiyorum, önemi de yok. Tek hatırladığım sıfırdan bir restoran zinciri kurmayı başarabilmiş bir adam idi. Eğitim öğretim hayatı neredeyse hiç olmayan bu adamın elde ettiği başarıları ayrı bir konu. Lakin konu özel hayatına ve kadınlara geldiğinde şunları söylemişti: “Her şeyimi kadınlar sayesinde edindim. Biri bana çatal bıçak tutmayı öğretti, bir diğeri giyinmeyi, sonraki ise oturup kalkmasını…” İşte size odunun cisimleşmiş hali. Neyse ki bu amca çok şanslı, kadınlar tarafından sahiplenilmiş, ortalarda kalmamış.
Elbette ki herkes bu amcamızla eşit şartlarda oldukça hareketli bir özel hayata ve gönüllü öğretmenlere sahip olamayabiliyor maalesef. (Örnek: ben) Yani bu amcanın durumu şahsım adına konuşayım, gıpta edilecek düzeydedir. Her neyse, konu bu da değil. Şimdi gelelim asıl konumuza: Neden kadının tecrübeli oluşu çok da tercih edilen bir durum değildir? Ne bekâret, ne zar, ne saflık arzusu… Bunların hiçbiri değil. Kadın, kaç erkeği hayatına alır, sevgisini ve ilgisini onlara verir ise kafasındaki ideal sevgili, ideal ruh eşi ve ideal koca figürü de o nispette mükemmelleşir.
Öğretmen (kadın) öğrencisine (erkek) öğretir. Ancak bu karşılıklı bir etkileşimdir. Dolayısıyla bu olurken öğrenci (erkek) de öğretmenine (kadın) ister istemez çok şey öğretir. Bunu örnekle açıklamak daha doğru olur: Bir kadın hayatı boyunca dokuz erkekle flört etmiş ve bu dokuz erkekten de ayrılmış olsun. Bu erkeklerin her birinin dokuz adet iyi yanı ve dokuz adet kötü yanı bulunsun. Sıra geldi onuncu erkeğe. Onuncu erkek şanslı değil, aksine çok şanssızdır. Çünkü onun bu kadının dikkatini çekebilmesinin tek bir yolu vardır: Önceki dokuz erkekte bulunan iyi yanları taşımalı ve artı olarak kendinden de ekstra bir iyi yan içermelidir. Ayrıca bu dokuz erkekte bulunan kötü yanları taşımamalı ve kendinden de ekstra bir kötü yan eklememelidir.
Eğer bu şartları karşılamaksızın kadının hayatına bir şekilde girebilmişse şunu kesin olarak bilmelidir ki bu kadının gözünde o sadece sıradandır ve başlayan ilişki de çok kısa bir süre içerisinde bitmeye mahkûmdur. İşte size tecrübe farkı. Ama kime, neye göre tecrübe… İşte bütün mesele bu.
16 Ocak 2026 |
içerik yazarı: admin (yazar profili)
içerik yayın tarihi: 8 Şubat 2022
bu içerik ilgini çekti mi?
1 / 0
#erkek #eşitsizlik #ilişki #kadın #kültür #öğrenci #öğretmen #tecrübe #toplumsal algı