ölümün getirdikleri


Yaşarken her şey olabiliyoruz. Her ne istersek o olabilmek elimizde. Herkes gibi bu anlamsız bayrak yarışına dâhil oluyoruz. Farklı pek bir şey yok. Doğuyoruz, eğitiliyoruz, yetişkin oluyoruz, birey oluyoruz, seviyoruz, seviliyoruz, kariyer sahibi oluyoruz ve doğal olarak çevre ediniyoruz. Tabii eğer kısmetimiz açık ise. Doğal döngü bu.

Peki ya sonra? Sonra ne oluyor? Ölüyor ve unutuluyoruz. Belki bir ya da iki kuşak. Sonrası, sonrası yok. İşte bu kadar basit. Çok önemli bir şeylerin parçası iseniz müstesna. Yani kastettiğim ışık hızına ulaşabilecek bir yol bulmanız yahut yapay zekâya can verebilmeniz, bir veya birden fazla konuda öncü olabilmeniz dışında, hayır. Ölümsüz değilsiniz. Gerçi her durumda netice değişmiyor. Kimse sonsuza gitmiyor ve neticede önünde sonunda unutuluyorsunuz.

Bana soracak olursanız ölüm de umurumda değil ve sanırım artık ölümsüz olmakta. Özel bir görev veya amaç için seçilmiş kişi olmak nasıl bir his hep merak etmişimdir. Öyle ya, tabiatta bırakın tabiatı evrende bulunan her şeyin bir amacı var. Bu yüzden kendime sürekli olarak bu soruyu soruyorum: Senin amacın ne? Görevin ne? Neden buradasın? İnanç gereği sadece kulluk belki. Ama bundan çok daha fazlası olmalı.

Tüm sıkıntımız ve çabamız doyasıya yaşamak, olabildiğince tüketmek, hayat gailesi çekmek, bir kanser hücresi gibi amaçsızca ve olabildiğince çok çoğalmak ve sonunda ölmek mi olmalı? Bu çok saçma. Ancak yine de tüm bu karşı koyuşlarım ve geçen zaman neticesinde ben artık bu doğal döngüyü bile beceremeyecek bir halde olmanın üzüntüsü içerisindeyim. Kastettiğim her şeyi kusursuz şekilde yapabilmeyi düşlerken ve isterken hiçbir şeyi başaramaz hale gelmek. İşte benim durumumun özeti bu.

Artık ölümden ve ölümsüzlükten ziyade kendimin bu beceriksiz hali dolayısıyla kaygı duymaya başladım ve bu yüzden gözümün açık gitmesinden korkuyorum, bu şekilde mutsuz ölmekten. Birçok kez cenazelere katıldım. Ölenlerimin üzerlerine toprak attım ve oradan geçerken orada bulunan tüm mezar taşlarına da her defasında anlamsızca baktım. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi çıkıp geldim.

Ama ölenler hakkında hep şunu düşündüm: zamanında benim yaşadığım bu şehirde hangi ilçeleri, semtleri, cadde ve sokakları arşınladı bu insanlar. Ne garip. Bir sabah uyanamıyorsunuz. Ama hayat denen rutin devam ediyor. Hepten durmuyor, anlık şekilde dahi sekteye uğramıyor. Ölümün getirdikleri dedik. Şu halde gerçekte halen yaşadığınıza mı inanıyorsunuz size karşı bütünüyle umarsız olan bir dünyada?


  17 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   9 Ekim 2021

bu içerik ilgini çekti mi?

2 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle