bağnaz karşıtlığı


Aziz Nesin’in eserleri şahsi görüşüme göre genel manada insanımızın doğruluktan ayrılışına ve ekseriyetle de hepimizin de müşahede edebildiği ahlaki çöküntü durumunda bulunan bu Türk toplumunun mevcut ahvaline ithaf edilmiştir. Mevcut aksaklıkların kızgınlıkla söylenme yoluyla — zannımca toplumun dejenere olmuş yapısına duyduğu bu kızgınlık kendisini zihnen ve ruhen hasta da etmiştir — biraz hiciv, biraz hakaret ve biraz da ironi ile sentezlenmesi yoluyla açığa vurulmasından ibarettir.

Elbette ki kendisi kati şekilde bir din karşıtıdır. Özellikle de neredeyse tüm dünyanın olduğu gibi kendisinin de İslam’a karşı bir alerjisi vardı. Bununla beraber adeta taparcasına da Kemalisttir. Yani buradan Aziz Nesin’in ateist (inançsız) olmadığını anlamak mümkündür. Kafasında bir din oluşturan ve buna iman eden kimse elbette ki dinsiz sayılamaz.

Buradan çağdaş ve laik olduklarını iddia eden kafaların mevcut aşırı sevgilerinin bir vesilesi olarak Mustafa Kemal’e tanrısal nitelikler ilave ettikleri, onu ya bir tanrı yahut bir dini önder (peygamber) olarak kabul ettikleri ve mevcut bu dinin adının ise Kemalizm olduğu görülmektedir. (Teşbihte hata olmaz.) Bağnazlık düzeyindeki bu bilinçsiz tapınmanın, tıpkı bağnaz Müslümanların bilinçsizce din adına yapıp ettiklerinden bir farkı olmadığı aşikârdır. Hatta onlardan da kötü; çünkü en bağnaz Müslümanlar bile Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bir resul, bir nebi ve sadece kendileri gibi bir beşer olduğunu şeksiz şekilde bilir ve buna iman ederler.

Mustafa Kemal yeni bir din getirmedi. Ne tanrı ne de tanrısal özelliklerinin olduğunu iddia etmiş, ne de kendisinin getirmiş olduğu bir dinin peygamberi olduğunu ifade etmiştir. Aksine “Benim bu naçiz bedenim elbet bir gün toprak olacaktır.” diyerek bu hayattaki en âlâ hakikatin kendisine boyun eğdiğini dile getirmiştir. Ayrıca memleketin ahvalinin bedhahlığına ve tekâmül edememesine en temel sebep olarak gördüğü kontrolden çıkan dini kurumlara karşı ilkin halifelik kurumuna son verişi (1924), ardından tekke ve zaviyelerin, türbelerin ve şeyhlik makamlarını kaldırışı (1925), devlet işlerinin idaresinde din işleri ile yolları ayırmak istediğinin en bariz kanıtıdır.

Hal böyle iken Mustafa Kemal’e kutsal bir figür, haşa tapılacak bir varlık gözüyle bakılmasının yanlışlığı da ortaya çıkmaktadır. Fakat yine de aradan geçen zaman içerisinde o günleri bugünün şart ve imkânları ile sessiz sakin şekilde değerlendirmek zarureti hasıl olmuştur. Bugün Türk insanında özellikle muhafazakâr kesimde uyanışlar husule gelmiş ve gelmektedir.

Bu vesile ile Yüce Türk halkının kafasında Mustafa Kemal dönemi hakkında, özellikle Kemalistler tarafından kendisine anlatılanlar ile gerçekleşen hadiseler arasında akla mantığa oturmayan ütopik hadiseler, kısacası bir takım mantık hataları zuhur etmektedir. İşte bu yüzden Yüce Türk milleti kendisine sunulan en temel demokratik hakkını sonuna değin kullanacak ve gerçeğin peşine düşecektir.

Bugün muhafazakâr kesimin cevabını aradığı şey Mustafa Kemal hakikatidir. Yoksa gereğinden fazla şişirilmiş, adeta ilahlaştırılmış bir Mustafa Kemal portresi değildir. Şahsım dahil muhafazakâr kesime mensup pek çok kişinin zihninde Mustafa Kemal dönemine ait cevabı henüz bilinemeyen sorular arasında zirve yapmış bulunan asıl soru İngilizler’in nasıl geldikleri gibi gittikleridir. Altan Tan’ın da belirttiği gibi: “İngilizler — ki kendileri ezelden günümüze değin Türkler’e en azılı birer düşman olan ve Türkleri en fazla yok etmek isteyen ulustur — bir kurşun atmadan İstanbul’dan çıktılar ve Ankara hükümetine İstanbul’u teslim ettiler. İngilizler ile ne yaptınız, siz bunları anlatın.” Bu muğlak kalmış husustaki doyurucu açıklama taleplerimiz Kemalist ideolojiyi en koyu şekilde savunanlara ilanen duyurulur.


  11 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   31 Aralık 2022

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle