selam takıntısı


Hep derler ya: “Önce selam, sonra kelam.” Bu sözün doğruluğundan daha ziyade asıl konu bunun sizden farzmış gibi istenmesidir. Bilindiği üzere selam vermek sünnet, almak ise farzdır.

Çok müşkül durumda olduğunuz zamanlarda yahut gayri ihtiyari olarak boş bulunup bir ortama girdiğinizde ağzınızdan bir yardım isteğine dair yahut herhangi bir soru cümlesi düştüğünde verilen karşılıktır bu: “Selam ver önce!”

Dini hükümleri genel manada bilen biri olarak her seferinde bu ikazı yapanın tam ağzının orta yerine çarpmak gelir içimden. Öyle ki üstüne bir de “Al sana selam!” demek. Farz değil sünneti terk ediyormuşsam dahi bundan sana ne? Kaldı ki farz bile olsa irade bana ait. Senin anlamsız ikazına mı kaldım ben?

Ayrıca belki de hiç hak etmediğin halde neden dua etme veya rahmet okuma zorunluluğum var ki benim sana? Belki sen şeytan ile eşdeğersin, belki ona bile taş çıkartacak birisin. (Elbette ki bunun yorumu bana düşmez. Bu hususta fikir beyan etmek Allah’ın bileceği iştir, haşa benim haddime değil.)

Lakin neden kendi cesedine bu kadar kıymetli gözü ile bakıyorsun? Üstüne üstlük beni cesedine yahut şahsiyetine kıymet vermeye zorunlu kılıyorsun. Sırf sana selam vermedim diye ise bu huzursuzluğun, buna mukabil bana cevap vermemen yahut yardım çağrıma kulak asmaman olur biter.

Hem ne biliyorsun ki bre gafil, karşındakinin bir ecnebi olmadığını? Yahut bir deist, ateist veya mecusi olmadığını? İşte sırf bu yüzden din akılla yaşanır. Dahası akılla yaşanmalıdır. Vesselam.


  8 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   21 Eylül 2023

bu içerik ilgini çekti mi?

0 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle