eşcinsel yaşamlar


Bizler ekseriyetle hep gözle görünür çoğunluğun aslında var olduğunu zannediyoruz; bunun dışında başka da hiç kimse yokmuş ve aslında hiç yaşamıyormuş gibi farz ediyoruz. Hâlbuki pek çok hayat var, sessiz sakin, gizli kapaklı yaşanmak zorunda kalan. Bunlardan sadece biridir eşcinsel yaşamlar. Evet, mutaassıp dindar olan tüm toplumlar içerisinde asla kabul görmeyen ve sürekli olarak “bizler de buradayız ve her şeye rağmen bizler de sizler gibi üstelik zorunlu şekillerde kendi kendimize terkip ettiğimiz üzerlerimizde mevcut olan bir gizlilik baskısı ile yaşamaya çalışıyoruz” diyen ve böyle böyle sürekli baskılananlar sınıfı.

Her ne kadar dini bütün biri olsam da ve inancım katiyetle bu zorunlu yaşamların mevcudiyetlerine şiddetle karşı çıksa da, yine de bilemiyorum; mantığım ve vicdanım bu şiddetle karşı koyuşları bir türlü kabul edemiyor. Şöyle ki: Bizler aynı tür içerisindeki iki farklı cinsin mensuplarıyız. Hiçbirimiz yaratılış gereği cinsiyetimizin ne olacağına dair bir karar vermek zorunda bırakılmadık. Erkek ise erkek, kadın ise kadın açtık gözlerimizi dünyaya ve hormonlarımız gereği bu yeni hallerimizi içgüdüsel ya da istemsizce benimser olduk; dahası gerek tensel gerekse tinsel şekilde kolaylıkla uyum sağladık.

Mesela ben erkek olmaktan her durumda memnunum. Zaman zaman içimden geçiriyorum: Evet, erkek olmanın pek de öyle aman aman bir avantajını göremesem de ve yine yeniden gönderilsem şu dünyaya, nihayetinde seçim hakkı bu hususta bana mevcut olan hissiyatımla sunulmuş olsa elbette yeniden erkek olarak katılmak isterdim mevcudatın orta yerine. Eminim bu diğer hemcinslerimin pek çoğu için de böyledir kuşkusuz. Hatta günümüzde toplumsal olarak uyanan, eller üzerinde tutulsalar bile hâlâ ezildiklerine, horlandıklarına, geri plana itildiklerine aynı şekilde aşırı derecede özgür olsalar dahi yine de özgür olmadıklarına dair sanrı benzeri paranoyalarına kesin surette inanmış olan günümüz çağdaş kadınları bile, yüzyıllar boyu husule gelen ve bir türlü içlerinden söküp atamadıkları dolayısıyla üzerlerine yapışmış gibi görünen bu arka planda bırakılmış ve ezilmiş olma kompleks nevinden hissiyatlarına rağmen eminim ki onlar da yeniden kendilerine fırsat ve seçim hakkı verilse pek çoğu içgüdüsel olarak yine de kadın olarak dünyaya gelmeyi seçeceklerdir.

Buraya kadar her şeyi normal kabul ediyoruz ve görünmeyen bir içsel gücün bizi cinsimizden memnun hale getirdiğini doğal olarak kabul ediyoruz. Ancak niçin aynı görünmez içsel gücün tenimizle bağdaşmayan aykırı isteklerde bulunamayacağı, aksi durumda hoşnutsuz olacağı fikrine bir türlü alışamıyoruz. Bana göre hepsi normal kabul edilmeli. Ancak gerçek şu ki toplum kendisine göre azınlıkta kalana veya mevcut olarak anomali olan her şeye hastalık gözüyle bakar ve mevcut düzenini korumak için bu anomaliyi ya yok sayma yahut gücü yetiyorsa yok etme eğilimine girer maalesef.

Ancak hayatım boyunca yalnızca bir eşcinsel ile tanışma ve bu konuları kendisi ile konuşma fırsatım oldu. O veya bir başkası… Ancak benim görüşüme göre eşcinsel insanlar bu yeryüzünün en cesur, en doğrucu ve en dobra insanlarıdır ve onlara bu halleri sebebiyle istisnasız şekilde bir kesinlikle güvenilebilinir.


  9 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   16 Mart 2023

bu içerik ilgini çekti mi?

1 / 1


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle