evlenmelik erkek


Şahsıma dair bu yakıştırmayı seneler önce (bir ergen iken) kuzenimden (kız) işitmiştim. Diyalog şu idi: “Kuzen, söyler misin neden kızlar bana hiç yüz vermiyor?” Bana şu cevabı vermişti: “Kuzen, sen eğlenmelik değil evlenmelik erkeksin.” demişti. Fırlama olmaktan uzak, saf ve sakin yapımla beni karşı koyamayacak düzeyde güçsüz bir ezik olarak görmüş ve kendisi de o zamanlar tıpkı benim gibi bir ergen olmasına rağmen benden çok daha üst mertebede olduğu bariz bir fırlamalık yahut akıl ve tecrübe düzeyiyle öyle de nitelemiş olacak ki rahatlıkla, üstelik bir çırpıda üzerinde hiç düşünmeksizin bana bunu söyleyebilmişti.

O an işittiğim bu sözün manası mevcut aptallığımla dahi olsa bile açık, dahası anlaşılır şekilde yüzüme tokat gibi indiğinden ve ziyadesiyle gücüme gidip canımı yaktığından kendisine çıkışmak ve öte yandan diğer yanağıma da acı bir tokat daha yemek ve canımın daha çok yakılması maksadıyla belki (sanırım o zamanlar “Küçük Emrah misali” acıdan besleniyordum, kim bilir?) onu bu hususta biraz daha konuşturmak için özellikle sordum: “Ne demek istiyorsun kuzen?” Aslında buna tarif gerekmiyordu. Ben kuzenimin gözünde şu durumda dahi saf bir ezik olmuş oluyordum ve herhangi bir yanlış anlaşılma da yoktu.

Gençlik dönemim maalesef ki ekseriyetle neden kızların bana pek de öyle yüz vermediklerini sorgulamakla ve neden çıkmalık değil de evlenmelik erkek olduğumu düşünmekle geçmiştir. Böyle böyle günümüze geldim, zaman içerisinde de değiştim. Saflık düzeyim gelişmiş olmakla beraber genel manada diğer hemcinslerime göre hâlâ bende baki. Rahatsızlık da duymuyorum bu saf olma halinden artık. Lakin evlenmelik erkek miyim, yani hâlâ evlenmelik erkek olarak kalabildim mi? Bu vasfı muhafaza edebildim mi? Orası muğlâk.

Bunun asıl sebebi maddi manevi şartların oluşmaması yahut nasip kısmet olmaması dışında az sonra anlatacağım daha bariz bir örnekten çıkacak olan ve nispeten daha bariz bir sonuca bağlanabilir: Bir armut ağacı düşünün. Meyveleri de olgunlaşmış, ama erteliyorsunuz. Oraya ulaşmak için bir merdivene (şartlar oluşmalı) ihtiyacınız var çünkü. Derdiniz de nazikçe bir tanesini koparmak hâlbuki. Öyle maymun iştahlı da değilsiniz. “Bir gün daha beklesin, hem bir günden ne çıkar ki?” diyorsunuz ve ertesi gün bir de bakmışsınız ki gece boyunca o armut ağacının meyveleri tüm yırtıcı ayıların istilasına uğramış, tüm meyveler tarumar edilmiş, en iyileri yenmiş, kalan vasatlar da toprağa dökülüp ayaklar altında ezilmiş.

Üzülerek ağacın kırık dökük ve kara kuru halini temaşa ediyorsunuz, görüyorsunuz ki artık sizin için dişlenecek tek bir armut bile yok. Yere bakıyorsunuz, yerde ezilmiş, çürümeye ve toprağa karışmaya yüz tutmuş armutlar. Yediremiyorsunuz kendinize bir türlü. Ancak bazıları iyi gibi görünüyor, lakin onlar da bu yırtıcı ayılar tarafından dişlenmiş ve sonra o günübirlik lezzetlerin peşinde olan istilacı ayılar tarafından ayaklar altına atılmış. Hisleri olsa mutsuz, fizyolojik ve eminim psikolojik açıdan aslında maddi manevi her açıdan hasta hissedecekler kendilerini. Bu sebeple artık güven duygularını yitirmiş tipik yaralı armutlar olurlardı muhtemelen. Yani onlarda da ruhsal açıdan bir bozukluk hali mevcut olacaktı.

Yanlış anlaşılmasın, ben kanaat ehli bir insanımdır. Gerektiğinde hak etmediği halde yere atılmış armudu alıp yukarı kaldırmasını ve başımın üstüne koymasını da bilirim. Bu vakada irade sahibi olmadıkları için armutların kendilerini o yamyam ayılardan koruma, onlara karşı koyma yahut kendilerini dişlettirecekleri ayıyı seçme iradeleri ve de güçleri yoktu. Bu vesile ile “Armudun iyisini hep bu aşağılık yırtıcı ayılar dişler belki.” Fakat irade ve akıl sahibi olduklarını düşündüğümüz ve buna böyle inandığımız kızlarımız için neden aynı akıbet vuku bulmakta?

Evet kadınlar. Sanırım artık mevcut durumu daha iyi anlıyorsunuzdur. Görünen o ki ve maalesef ki vakti zamanında fırsat verip yalnızlığa mahkûm etmek yerine çıkmanız (flört etmeniz) ve pekâlâ evlenmeniz gereken o “evlenmelik erkek” tarafından yazılan bu yazıyı okuyorsunuz. Belki de birçoğunuz “Keşke” diyorsunuz, “Keşke geri dönebilsem” yahut “Her şeyi yeniden düzeltmek mümkün olabilse” diye geçiriyorsunuz içlerinizden sessizce.

Sesli düşünüyor olsaydınız ve bunu işitebilmeye muktedir olsaydım buna vereceğim cevabım muhtemelen şu olurdu: “Üzgünüm, sizler seçimlerinizi yaptınız, böylelikle zaman geçti, gitti ve süre de doldu. Kalmak isterdim ama bu yazıya ve bu konuya benim ayırdığım zaman artık nihayetlendi. Bilmenizi isterim ki ve maalesef ki işte tam da bu yüzden nefret ederim tüm o istilacı, aşağılık ve yırtıcı ayılardan, bir de aleyhime akıp geçmekte olan bu acımasız zamandan. Hem üstelik üstte sorduğum soruya binaen: ben artık sizler için maalesef ki ‘evlenmelik erkek’ falan değilim. Sadece hiçbir şeyim. Nokta.”


  17 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   7 Kasım 2021

bu içerik ilgini çekti mi?

3 / 1


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle