arpası fazla gelenler


Ne kadar sadık olurlarsa olsunlar, bir devletin sınırları içerisinde yaşayan; buna karşılık kendisini o devletin öz soyu ile asimile edemeyen, kendi öz kimliklerini her durumda merak eden, araştıran ve açığa çıkarmak isteyen her millet, tabiiyetinde bulunduğu mevcut devletin en ufak bir zafiyetini kendisi için bir fırsat görecek ve istisnasız ayaklanacaktır. Ne hazindir ki yakın geçmişimizde bunun örneği, millet-i sadıka olarak nitelendirilen Ermeniler tarafından aziz milletimize yaşatılmıştır.

Öyle ki yüce milletimiz Ermenileri kendi tabiatından görüp bağrına basmış, onları millet-i sadıka olarak nitelemiş ve onlara azınlık gözüyle bakmayıp kendilerine ancak kendi tabiiyetine vereceği türden pek çok imtiyazlar vermiştir. Ancak Türklerin Anadolu’da hâkimiyet kurdukları dönemden bu yana Ermeniler her fırsatta kendilerine aşırı yakınlık gösteren Türklere tuzaklar hazırlamış ve Türklerin zafiyetlerini artırmak maksadıyla Osmanlı düşmanı devletler (Fransa, Rusya ve İngiltere) ile, kısacası kendi dindaşlarıyla birleşerek Türklerin aleyhlerine çalışmışlardır.

Defalarca tekerrür eden bu bilindik hadiseler ve bilindik sonuçlar, artık bu iki milletin bir devlet çatısı altında yaşayamayacağının kesinleşmesi ile Ermenilerin Türk devleti tabiiyetinden çıkarılıp sürgün edilmesini zorunlu kılmıştır. Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı sırasında bir yanda Batılı devletlere karşı açılan Çanakkale cephesi, diğer yanda komünist Rusya’ya karşı açılan Sarıkamış hattı nedeniyle parçalanan Osmanlı askeri gücünün zafiyetinden kaynaklanan boşluğu fırsat bilerek ve Rusların da desteğini alarak özellikle başta Van olmak üzere Bitlis, Muş, Sivas bölgelerinde ayaklanmışlar; yakıp yıkma yoluyla, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin türlü işkencelerle masum Türk halkına kıyımda bulunmuşlardır.

Ayrıca Türk askerine karşı durarak Osmanlı Devleti’nin mevcut savaş şartlarını iyice zora sokmuşlar ve kimi bölgelerde kontrolleri ele alarak bu bölgeleri Rusların kontrol ve hâkimiyetine teslim etmişlerdir. Ancak tüm bunlara karşılık bugün tüm dünya kamuoyuna kendi işledikleri suçları aslında Türklere mal ederek, Avrupa tarafından zaten Türklere yüzyıllar öncesinden yaftalanmış bulunan “barbar” söylemini adeta perçinlemek ve bu yolla “soykırım” adı altında maddi-manevi hak talep edecek kadar yüzsüzleşmek yoluna gitmekte, bu şekilde bir tür çığırtkanlık çabası içerisine girmektedirler.

Günümüzde ülkemizde Ermeni tehdidi kalmamış olsa dahi onların hemen akabinde bu isyan bayrağını Kürt milliyetçi örgütler (özellikle PKK) devralmışlardır. Buradan anlaşıldığı üzere bu durum her zaman böyle olmuş ve olmaya da devam edecektir. Hal böyle iken Türk evladının, Türk vatandaşının her durumda uyanık olması; kendi köklü öz kültürüne sahip çıkması, kenetlenmesi, özellikle ekonomik açıdan kalkınmak için çabalaması gibi tedbirler dışında hayır! Bu amansız hastalık iyice kronikleşecek ve tam da bitti derken farklı suretlerde yeniden nüksederek maalesef ki hiçbir şekilde sonu gelmeyecektir.


  16 Ocak 2026  |


içerik yazarı:   admin (yazar profili)

içerik yayın tarihi:   15 Şubat 2022

bu içerik ilgini çekti mi?

3 / 0


0 0 Oy-lar
Article Rating
Abone ol!
Bildir:  
guest
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle